T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü İstanbul Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas
Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Ramazan Ayında Kalp Hastaları Nelere Dikkat Etmelidir?


Ramazan Ayında Kalp Hastaları Nelere Dikkat Etmelidir?

Ramazan ayının gelmesi ile birlikte özellikli bir hasta grubu olarak kalp-damar hastalığı olanların aklına  ‘Oruç tutmamda sakınca var mı?’, ‘Oruç tutarken nelere dikkat etmeliyim?’, ‘İlaçlarımı nasıl kullanmalıyım?’ gibi sorular geliyor. Kalp hastaları için oruç tutabilir ya da tutamaz şeklinde bir genelleme yapmak doğru değildir. Çünkü kalp-damar hastalıkları basit ritim bozukluklarından ileri evre kalp yetersizliğine kadar değişebilmektedir. Dolayısıyla bu sorulara her hasta kendi özelinde değerlendirilerek bireysel cevaplar verilmelidir.

Orucun kalp damar hastalarında olumlu ve olumsuz etkisini ortaya koyan bilimsel araştırma sayısının azlığından dolayı kalp-damar hastalarının oruç tutmaya dair sorularına bilimsel, net yanıtları vermek oldukça zordur. Ancak, sağlıklı bireylerde yapılan çalışmalar, orucun yararlı etkilerine işaret etmektedir.  Örneğin, sağlıklı bireylerde Ramazan süresince ve sonraki birkaç haftalık dönemde HDL yani iyi kolesterol düzeylerinin Ramazan öncesine göre arttığı, LDL yani kötü kolesterol düzeylerinin ise azaldığı görülmüştür. Katar’da 10 yıllık izlemde Ramazan ayı ve izleyen ay süresince kalp hastalıklarına bağlı hastaneye yatış oranında diğer aylara göre artış olmadığı saptanmıştır. Ankara’da yapılan bir çalışmada ise benzer şekilde sağlıklı insanlarda orucun kalp damar hastalıklarını artırıcı bir etkisi olmadığı gösterilmiştir.

Orucun kalp hastaları için olumlu bir diğer yönü de psikolojik etkisidir. Ramazan ayında oruç tutan kişi, aynı zamanda fiziki isteklerine karşı da disiplinli olmaya, olumsuz duygu, düşünce ve davranışlardan uzak durmaya, ibadet ederek ruhunu temizlemeye, dinlendirmeye çalışır. Ramazan ayındaki manevi huzur, kalp hastalarında sıklıkla görülen depresyonun giderilmesi açısından da önemlidir.

Ancak, sıcak ve uzun yaz günlerinde oruç tutmak bazı kalp hastalarında sorunlar yaratabilir. Fazla sıvı ve tuz kaybı, kan basıncında aşırı düşmeler/yükselmeler, baygınlık, kalp yetersizliği semptomlarında artışa neden olabilir. Bu durum yaşlı hastalarda daha da belirgin olabilir.  İleri evre kalp yetersizliği olan ve yüksek doz idrar söktürücü alan hastaların özellikle yaz döneminde oruç tutmamaları önerilir. Son 3 ay içerisinde kalp krizi geçiren veya kalp krizi sonrası bypass ameliyatı olmuş hastalar, kalp hastalığı nedeniyle tekrarlayan göğüs ağrısı olan hastalar da oruç tutmaktan kaçınmalıdır. Dirençli hipertansiyonu olan yani ilaç tedavisine rağmen kan basıncı yüksek olan hastalar da tansiyonları normale inmeden oruç tutmamalıdır. Tek başına hipertansiyonu olan ve ilaçla kan basıncı normal düzeylerde stabil seyreden hastalar ise ilaçlarını her gün düzenli almak koşulu ile oruç tutabilirler.

Genel olarak, kurallarına uygun oruç tutan kalp hastalarında, oruç tutmayan kalp hastalarına kıyasla Ramazan ayı süresince hastalığın farklı seyretmediği, anlamlı kötüleşme olmadığı bilinmektedir. Hatta kurallarına uygun tutulan oruç, hastalarda yararlı sonuçlar doğurmaktadır. Örneğin hipertansiyon hastalarında, ilaçlarına devam etmek koşulu ile oruç tutmak kan basıncında düşmeye ve zayıflamaya yol açmaktadır. Oruç sırasında, tütün ürünlerinden uzak durulması kalp hastalığı riskinde azalmayla birlikte, sigaranın bırakılması için de uygun bir ortam ve fırsat olarak değerlendirilebilir. Burada önemli olan kalp damar sağlığını göz önünde bulundurarak oruç tutmaktır, yani kullanılan ilaçların aksatılmadan devam edilmesi ve iftar- sahur döneminde doğru beslenilmesidir. Ancak kalp hastaları, oruç tutma kararını mutlaka kendilerini izleyen hekime danışarak almalı ve onun önerisi doğrultusunda davranmalıdır. Çünkü pek çok hastada oruç tutarken ilaç tedavisinin tekrardan düzenlenmesi, doz ayarlaması gerekecektir.

Oruç Tutarken Kalp Hastalarının İlaç Tedavileri Nasıl Düzenlenmelidir?

Oruç tutarken ilaçların düzenli alınmaması veya ilaç tedavisinin bırakılması hastalığın kötüleşmesine neden olacağı için ramazan ayı öncesinde hastaların ilaç tedavilerinde gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. İlaçların etki süreleri göz önüne alınarak düzenlemeler yapılabilir. Günde tek doz ilaç kullanan hastaların (hipertansiyon ve aritmi hastaları gibi) tedavisi, ilaç dozunun sahur veya iftara kaydırılması ile düzenlenebilir. Burada önemli olan ilacın her gün aynı saatte alınmasıdır.

Aspirin dışında kan sulandırıcı ilaç kullananlar (atrial fibrilasyon, kapak hastalıkları, protez kapak hastalıklar… Vs. için) mutlaka kardiyologlarından oruç için bilgi almalı ve doktorunun tedavi önerilerine uymalıdırlar. Bazı kan sulandırıcı ilaçlar ki günde 2 kez alınanların iftar ve sahurda alınması, oruç süresi uzun olduğunda yeterli olmayabilir. Kanı sulandırmak için Coumadin kullanan hastalarda da oruçla INR düzeylerinde değişmeler olabilmektedir ve yine hekim tarafından doz ayarlaması ve sık INR ölçümleri yapılması gerekecektir. Aksi takdir bu hastalarda INR çok düşerse pıhtılaşma veya çok yükselirse kanama riskine neden olabilir.


Oruç tutabilen bir kalp hastası beslenmede nelere dikkat etmelidir?

Sıcak hava nedeniyle sıvı kaybının fazla olacağı göz önünde bulundurularak iftar ile sahur arasında yeterli sıvı alımı sağlanmalıdır. Sıcağın etkisi ile terle aşırı su ve tuz kaybeden kişi, yeterli sıvıyı dışardan almazsa tansiyon düşebilir. Bu nedenle oruç tutarken sıcak ortamlardan uzak durulmalı, sıcakta ağır iş yapmaktan kaçınılmalıdır. Ramazan’da oruç tutan hastalarımızda sıkça gördüğümüz bir hata da ağır ve çok yemek yemeleridir. Kimi hasta uzun süren açlığın etkisi ile iftarda ağır ve aşırı yerken kimisi ise oruç sırasında açlığa dayanabilmek için sahurda çok yemek yemektedir. Oysaki ağır bir yemek sonrası kalp daha hızlı atmaya başlar, tansiyon yükselir. Ağır bir yemek sonrası kanın sindirim organlarında göllenmesi de yine hayati organlara giden kan akımını azaltabilir. Bütün bunların sonucunda kalp krizi oluşması kolaylaşabilir. Bu nedenle iftar ve sahurda yediklerimiz ve miktarı kalp damar sağlığı için çok önemlidir. Ramazan’da acil servise başvurular, iftar sonrası ilk birkaç saatte artmaktadır. Bunun iftarda tüketilen ağır ve fazla gıdalara bağlı olduğu düşünülmektedir.
İftardan itibaren ölçülü beslenmeye dikkat edilmelidir. Bu sadece kalp damar hastaları için değil, sağlıklı insanlar için de geçerlidir. Orucu açtıktan sonra işlenmiş karbonhidratlardan, şekerli gıdalardan, yağdan zengin yemeklerden uzak durulmalı, tıka basa yemek yemenin ciddi sorunlara yol açabileceği unutulmamalıdır. Maalesef ki çoğu hastamız, iftar-sahur döneminde aldığı kalori gün boyu ihtiyacından daha fazla olduğundan Ramazan sonrası kilo almakta, tansiyonları yükselmekte ve kan yağları yükselmektedir. Bu öğünlerde sindirimi uzun süren gıdalardan seçilmesi gerekmektedir. Lifli, proteinden zengin ağırlıklı sebze ve meyveden oluşan öğünler uzun süreli (yaklaşık 8 saat) sindirime uğrarken tokluk hissinin de uzun süreli olmasını sağlayacaktır. Aksine işlenmiş karbonhidrat içeren şekerli, unlu gıdalar ise kısa sürede sindirime uğrayacağından (yaklaşık 3 saat) kısa sürede açlık hissedilmesine neden olacaktır. İşlenmiş karbonhidrat (şekerli gıdalar, börek, çörek, baklava, makarna, kurabiye, reçel vb) yerine sebze yemekleri, fasulye, bezelye, nohut, mercimek gibi gıdaları tercih etmeli. Asitli meşrubatlardan uzak durulmalıdır. Sahura kalkmadan oruç tutulmamalıdır.
Sonuç olarak, Ramazan ayında kalp damar hastaları, kalp sağlıklarına dikkat etmeli, Oruç tutma kararını hekimlerine danışmadan vermemelidir. İlaçlarının düzeni hekimi tarafından belirlendikten sonra ilaçlarını aksatmadan, iftar ve sahurda doğru ve ölçülü beslenerek, yeterli sıvı alarak oruç ibadetini yapmalıdır. Sağlıklı Ramazanlar dileğiyle…

Ayrıca, bugünlerde tüm dünya ve ülkemiz  Coronavirus’un neden olduğu COVID-19 hastalığı ile mücadele etmekteyiz. Bu hastalığın en belirgin özelliği bulaşıcılığının yüksek olması, ciddi solunum yetmezliği ve ölüme neden olabilmesidir.  Coronavirus doğrudan temas ve damlacık yolu ile yayılır. Bu nedenle el hijyeni, sosyal mesafenin korunması ve hasta ya da taşıyıcı kişilerin izolasyonu hastalığın yayılmasını yavaşlatmakta en önemli unsurlardır. Özellikle 50 yaş üzeri olanlarda, kalp-damar hastalığı, hipertansiyon, diyabet, kronik akciğer hastalığı ve kanser gibi eşlik eden tıbbi sorunu olanlar risk altındadır. Ayrıca, sigara ve benzeri tütün ürünleri kullananlarda COVİD-19 daha sık izlenmekte ve daha şiddetli seyretmektedir. Bu dönemde sigara ve tütün ürünleri kullanılmamalıdır. Ülkemizde Sağlık Bakanlığımızca erken dönemde alınan önlemler ve sağlık çalışanlarının özverili çalışmaları ile önemli derecede yol aldığımızı, iyileşen hasta sayımızın arttığını görmekteyiz. Bu durum bizi umutlandırsa da salgın tüm ciddiyeti ile devam ediyor ve yetkililerin önerilerine ciddiyetle uymaya devam etmeliyiz.  Gerekmedikçe dışarı çıkmaktan kaçınılmalı, mutlaka çıkmanız gerekiyorsa da tıbbi maske kullanmalıyız. Unutulmamalı ki maske sizi enfekte olmaktan korumaz, maske taktım diye rahat davranmamalıyız. Maske kullanımı eğer biz hasta ya da Coronavirus taşıyıcısı isek hastalığın yayılımını azaltmaktadır. Toplumda kimin taşıyıcı olduğu belli olmadığı için herkesin maske kullanması önemli ve koruyucudur.  Lütfen evde kalın, gerekmedikçe dışarı çıkmayın, çıkmanız gerekiyorsa da maske kullanın, sosyal mesafeyi koruyun, sigara ve benzeri tütün ürünlerinden kaçının, ellerinizi sık sık yıkayın.  Bu hastalığı birlikte yeneceğiz, bugünler geçecektir.

Uz. Dr. Münevver SARI

S.B.Ü. Koşuyolu Yüksek İhtisas E.A.H.

Kardiyoloji Uzmanı